gezz.org

Persembe
08 Oca
Metin boyutu
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Ana Sayfa Yaşam Müzik "Tasavvufla köklerimizi öğrendim"

"Tasavvufla köklerimizi öğrendim"

Balçiçek Pamir'in sunduğu Söz Sende'ye konuk olan Mazhar Alanson Köşk'teki yemekten Eurovision'a, "Yandım"ın öyküsünden aşka kadar pek çok merak edilen konuyu Balçiçek Pamir'e anlattı.

"Yaşım ilerledikçe açılıyorum" diyorsunuz doğru mu?

Açılmayı ben sanat anlamında söylüyorum. Hakikaten gittikçe bestelerimde daha 7'den 70'e insanların seveceği "Bodrum Bodrum", "Güllerin İçinden" var..Bana hep söz yazarı derler, bestelerini de yaptığım için herkes sevdiği için iftihar etmişimdir. Herkesin isteyeceği bir şeydir. Hele bizim gibi misyoner okullarında okuyup da İngilizce karıyla oradan çıkıp da..

Siz Ankara Kolejlisiniz deÄŸil mi?

Evet. Yani dolayısıyla oradan Beatles çıkmış, besleniyoruz batı soundundan. Ondan sonra da "Yahu bu ülkede yabancı mıyız, değil miyiz?" derken herkesin sevdiği bir şeyler yapmak müthiş.

Şimdi parantez açayım. MFÖ'nün kuruluşu da Beatles albümüyle olmuştu değil mi?

Evet. Onun da hikayesi öyle. Ben hepsini ezbere söylüyordum. Fuat'la tanıştırdılar. O da üç telli bir gitarla güzelce o akorları çıkartıyordu. Ona baba dediler... Fuat da benim sırtıma vurdu, "Aferin bu zamanda böyle kulağı olan yok" dedi.

Bir de "Benim sesimi niye seviyorlar, anlayamıyorum" dediğinizi hatırlıyorum. "Benim sesim çok güzel değil" diyorsunuz. Hatta "Belli yerleri çıkamadığım zaman 'Fuat sen söyle' derim" diyorsunuz. Peki nedir bu işin sırrı?

Bilmiyorum. Sigarayı bırakmam lazım. Bir de kırçıllaştı sesim. Şimdi daha çok seviyorlar, bilmiyorum. İki çesşit var. Bir arkadaşım evine gittiğim vakit derlerdi ki "Güzel sesli arkadaşım geldi" Bir tane Maarif Koleji'nde İstanbul'da hatırlıyorum fizik hocası "Aman sus! O kart sesinle bağırma" derdi. Yani çözemedim onu.

Peki size gençliğinizde çok huysuz olduğunuz için "Kasap Mazhar" derlermiş. Bunu bir röportajınızda siz söylüyorsunuz.

Onu düzelteyim. Babam vefat ettikten sonra, benim ergenlik dönemim, ortaokul sondaydım, sanıyorum, sonradan analizini öyle yaptım, kendimi güvensiz hissedip sustalılar falan aldım. O sırada da lise 1'de bocalıyorum. Hergele olmya yönelik bir adım atılırken aman dediler.Zaten ben o sırada söylemiştim. Bir kıza aşık oldum o yıllar sonra bir de gitar aldılar bana. Ne sustalı kaldı ne de bir şey.

Oradan kalan bir ÅŸey mi bu "Kasap Mazhar"?

Orada lakap olarak çocuklar öyle bir şey söylemişlerdir.

Oyunculuk var bir taraftan. Zaten siz tiyatro kökenlisiniz aslında. Sinemada da bazen huysuz karakterleri canlandırıyorsunuz. Bu özellikle mi seçiliyor yoksa siz mi tercih ediyorsunuz?

Anladım. Arkadaşım Şeytan vardı yıllar önce rahmetli Atıf Yılmaz ile çevirmiştik. Orad öyle bir tip değildim. Bana yaılmıştı senaryosu. Cem'in(Yılmaz) dikkat
ederseniz bana yazdığı senaryolarda ben huysuz bir adamım. Demek ki bende öyle bir yönümü, karikatürist olduğu için onlar bir şeyi abartıyorlar. Mesela kulağınız büyükse daha da büyük çizmek gibi, abartarak bir karakter yaratıyor.

Siz ama bu ikili üçlü bir şeye ait olmayı da seviyorsunuz değil mi?

Tabii yani bu yaşlardan sonra artık insan tek başına karar verip demokrasiye dayanamıyorum dediğiniz şeyler oluyor. Çünkü artık ne yapmak istediğinizi biliyorsunuz.Fakat yine de bu işten emekli olmuş sayılırım. Şimdi solo bir çalışma yapacağım.

Yapmayın nereye emekli oluyorsunuz?

Hayır öyle emekli değil. Üçlü çalışmadan emekli. Yani demokratik ortamdan emekli. Daha askeri bir yönetime gideceğim.

Şunu hatırlıyorum: "Ben üçlü olmayı severim Cem'le de ikili olmayı seviyorum. Bu ego tartışmasını aştım ben."

Egoyu bitirdikten sonra zaten insan tek başına çalışma yaparsa daha iyi olur. Çünkü ego kökenli tek başına yapma isteği yanlış yerlere götürür sizi.Ben diye çıkarsanız ortaya. Ama "ben"i zaten üçlüde eritmişimdir. "Demekki adamın bir diyeceği var" derler.

Sizin anlattığınız gibi gözükmüyor. Şöyle ki konserlere çıkıyorsunuz. Bugün de çok şıksınız ayrıca. Biricik Suden imzalıdır diye düşünüyorum.Ben yaptıklarına bayılıyorum.

Teşekkür ederim o da size bayılır.

Onun kostümleriyle çıkıyorsunuz konserlere o olay oluyor. Sonra grup üyeleri, ki çok yakın arkadaşlarınız, susuyorlar, alınıyorlar. Bu nasıl bir şey?

Şimdi diyelim ben "Sarı Laleler" diye bir beste yapmışım. Sevilmiş ve belediye de tesadüfen milyonlarca lale dikmiş. Hatta özellikle mi yapıldı? falan dediler.
Yok şansımıza böyle bir şey oldu. Zaten ben güzel bir besteyle milletin gönlüne girmişim. Yani üstüne bir de kostüm yapmak suç gibi oldu. Tabi ki kostüm olmasa o konserin haberi çıkmayacak.

Ama kaç yıllık arkadaşsınız siz? Egolar bitmiş diyorsunuz.

Bitmiş olmayabiliyor. Müzisyenler çocuk gibidir öyle şeylere takılırlar. Ben de şimdi takım giyiyorum Güzel diyorla, iltfat alıyorum.

Çünkü yine bir cümlenizden hatırlıyorum O dönemde bunları tartıştığınız zaman sevmiyorsunuz da basına malzeme olmayı ama oluyorsunuz. Ve diyorsunuz ki onlar benim için çok değerli ama giymeyiveririm diyorsunuz. Ama sizin gibi giyinen de yok. Bence çok önemli bir şey.

Seyirciye önem vermektir. Yani ben şu avantajımı kullanıyorum Biricik'in modayla ilgili olması, üst katımızda atölyenin olması, orada birkaç şeyin dersini çalışıyor olması bunlar da bir avantaj. Eşnizin mesleği size yansıyor ister istemez.

Sonra tabi dedikodu mekanizması işlemeye başlıyor. Yani bu sefer Biricik Suden mi grubu yönetiyor?

Ne yapayım karım güzel şeyler yapıyor.

Demir maskeleri hatırlıyorum. Hepsi çok iddialı. Hiç kendinizi benim gibi hissetmiyorum dediğiniz oluyor mu?

Çok güveniyorum. Yüzde 5 belki de "Bu gece bunu taşıyacak şeyim yok" demişimdir. Ama teknik falan aldırmam. Metal bir şey giydim diye kulaklık ötse de devam ederim.

Ciddi misiniz? Yani o kulaklığın ötmesi sizi rahatsız etmez.

Valla bilmiyorum dekoratif insanlarız işte böyle.

Peki şimdi güncel bir konu da var. Sizi burada bulmuşken sormamak da mümkün değil. Köşk'teki yemeğe katılanlardan biriydiniz. Nasıl geçti yemek önce onu sorayım. "İçki içilmedi" dendi.. İşte işin hep dedikodusu yapılır ya..

Valla ben kendi namıma konuşayım. Tabiki insanlar heyecanlıydı. Ben başta heyecanlıydım

Kendini önemli hissediyor mu insan?

Öyle değil de heyecanlanma oldu. Diğer arkadaşlar, oturuşlar falan daha sert duruyor. Yüksek bir makam olduğu için ister istemez bir heyecan oluyor.
Onbinlerce insanın karşısına çıkarım heyecanlanmam. Orada ne de olsa başkan, "Mr president" yani...Samimi oldu. Ben kendi adıma rahattım. "Orhan Abi" diye hitap ettiğim oldu. Neşet Abi'ye saz çalmasını ben önerdim. Rengin'e şaka yolu yüklendim: "Bu operacının hali ne olacak?" diye, hoştu yani. Kendisi de çok samimiydi( Abdullah Gül) daha çok dinledi ve daha çok da müzikten bahsolundu. Ahmet Özhan güzel bir konuşma yaptı. Ben arada güzel şeyler...Mesela Orhan Abi teliflerden bahsetti.Neşet Abi de "Ben şarkımın parasını isterken utanırım" dedi. Yani iki görüş oldu. Ben de o zaman şundan bahsettim: Eskiden tasavvufta beste yaptıklarında "Bu benim" dememek
için meçhul yazarlardı, değil telif hakkı! "E şimdi bu ne olacak?" dedim. Hakkımız ama bu. Güzeldi, yemekler güzeldi..

İçki içilmedi mi sahiden?

İçki verildi. Sanıyorum bir kişi içti ama ben içmedim. Benim midem rahatsız zaten.

Biz tabi bayılıyoruz dedikodu tarafına.

E tabii haklısınız.

Bir de şöyle spekülasyonlar yapıldı: Sezen Aksu ile Sertab Erener yemeğe gelmedi diye. Bunu laik kesimin protestosu gibi algılayanlar oldu. Protesto mudur değil midir, onlar daha iyi bilir ama sizin üzerinizde de minik bir "mahalle baskısı" oldu mu giderken?

Benim üstümde olmadı. Neden olsun? Benim yadırgadığım bir şey yok. İçeri girdiğimizde de bildiğiniz cumhurbaşkanlığı yani. Başka bir ortam yok. Neden gelmediklerini açıkçası bilmiyorum. İşleri vardır muhakkak. Ama ben böyle bir makamdan davet geldiği vakit giderim.

Peki Eurovision hiç konuşulmamış galiba değil mi?

Hiç konuşulmadı. O da hoş bir şey bence. Yani o artık mesele yapılmıyor. Sonra 7. olmaları çocukların çok güzeldir. Başarılıdırlar. Hani insan bazen takımı kaybeder amaiyi futbol oynadı diye de gururlanır. Ben öyle hissettim şahsen.

Geçenlerde Burhan Öçal burdaydı. Onunla konuşurken Montro Jazz'da çalıyor. 4. kez Fazıl Say'la çalacak. Çok önemli bir şey hakikaten. Ben de dedim ki "Eurovision'un onda biri kadar haber olmuyor, ne diyorsun" O da "Eurovision bir eğlence, neden o kadar ciddiye alıyoruz anlamıyorum" dedi. Şunu sormak istiyorum iki kere katıldınız ve çok güzel şarkılardı. O dönemle bu dönem aynı mı? Hakikaten ciddiye alıyor musunuz, Eurovision'u?

Açıkçası Eurovision'un pek ciddiye alınacak bir tarafı yoktu ama ülkeler arasında o gece rekabet durumu vardır. Siyasi durumunuz iyiyse ona göre aferin yaparlar.
Ya da cezalandırabilirler. Hakikaten eğlence üstünedir. Biz de mesela ne kadar şey yazarsak yazalım konserlerimizde bir ara eğlendirme yönünü yparız illaki. Yani klasik de söylüyor olsaydım illa seyirciyi bir ara ssöyletir bir şey yapardım. Tiyatroda da öyle herkesin katılması benim hoşuma gider.

Hazır tiyatrodan bahsetmişken..Diyorsunuz ki, "Sinemada herkesle çalışmıyorum, nazımı çekmeye müsait insanlarla çalışıyorum." Çok mu kaprislisiniz?

Kaprisli değilim. Titizim ve titiz olduğunuz vakit Türkiye'de işler yalapçap yapılabiliyor. Gençliğinizde bir konserde takip spotçusunu spotu bırakış
lahmacun yerken yakalamışsanız insan bir korkuyla büyüyor. O yüzden kimseye emanet etmek istemiyorsunuz. O zaman da birkaç şeye karışıyor oluyorsunuz.

Öyle olunca da çok fazla yönetmenle çalışma şansınız olmuyor galiba?

Ama çıkarttığımız işler sonuçta hep kalitelidir. Müzikte de böyle olmuştur. Bizim MFÖ olarak olsun solo olarak olsun yapımcımızı hiç zarara uğratmamaışızdır en azından.

Peki demin atladım MFÖ devam edecek mi?

Sahne her zaman devam edecek. sadece bir anlaşma yaptım geçen sene onu yerine getireceğim. Onlara alışmışım ben zaten. Onlarsız yapamam. Onlarsız yapamam derken biz de eşittir pay yani üçte bire razı olarak onlarsız yapmam.

Ben sizi sahnede çok izledim. Mesela bazen birbirinize kızıyorsunuz, bazen eğleniyorsunuz. Nasıl o kızmların üstünü kapatabiliyorsunuz? Bazen yakalanıyor.

Şimdi onlar olmuyor. Çok profosyonelleşti iş.

Peki ne oluyor da kızılıyor sahnede?

Kimbilir çocuksu bir şeydir. Erkek takımını bilirsiniz. Bir laftan şey olur.

Bir taraftan sizin geldiğiniz nokta hem sinema hem müzik, bir taraftan şöhretin getirdiği paparazzi( çok sevmediğiniz biliyorum) nasıl bunları kaldırabiliyorsunuz? Yani o şöhretin getirdiği negatiflikleri nası kaldırıyorsunuz? Hakkınızda bir sürü haber yapılıyor, dava açıyorsunuz olmuyor...O kadar takıyor musunuz?

Takmıyorum ama vücut takıyor. Ben meşgul olacak bir şeyler buluyorum beyin orada kendi görevini yapıyor.

Mesela siz 5 kez umreye gittiniz. Hatırlıyorum tarikatçılığınız çıktı. Sonra da bir isyanınızı hatırlıyorum, "94 yılında gitmişim bir anda mı hidayete erdim?" diyorsunuz. AKP hükümeti olduğu için mi böyle şeyler çıkıyor?

Bu periyotlarla çıkar. Bilhassa iyi bir iş yaptığınızda olabilir. Cumhurbaşkanlığı'na gittik, kaç hafta önce gitiğim bi programda ben aklıma geldiği için söylüyorum"Müzik programımda internet bağlamam" demiştim. Yazmışlar "Mazhar sen bizi aldatıyor musun?" diye. Hayır şimdi benim evimde iki tane intenet var. Bugün yani internetsiz bir şey düşünülemez. Üstelik bir sene de TT Net diye bağırmışım. Bazı sevenlerimiz bömyle yazılar yazıp "Nereden küçük bir şey olabilir" diye..

Benim aklım almıyor. Niye size tarikatçı derler?

Çünkü geçmişimize baktığımız vakit bütün padişahlar bir tarikata bağlıdır. Tarikatlar şimdi kapatılmıştır. Vakıflar vardır. Bir musiki vakfı vardı Karagümrük'te Ahmet Özhan'ın da gidip orada faaliyetlerle katıldığı..Ben oradan müzik öğrenmişimdir.

Oradan mı geliyor?

Evet. Yani feyz almışımdır. Bir sözden ilham aldığım olmuştur. Bir makamdan aldığım olmuştur. "Buselik Makamı", "Mecburen" hep oralardan esinlenmişimdir. Sözlerimde dahi beslenmişimdir. "Diday"ın sözlerinde dahi beslenmişimdir. Biz geçmişimize baktığımız vakit nasıl bir Amerikalı kovboyla karşılaşıyorsa biz de sarıklı adamlarla karşılaşıyoruz. Dedelerimiz vs dolayısıyla onların yaptığı müzik nedir diye merak ettiğimde bu. Başta dedim ya misyoner okulların eğitimiyle büyüdük. Fakat ondan sonra tasavvufla kendi köklerimizi öğrendim. 300 yıl önceki melodilerimizin ne olduğunu gördüm. Bunu için Orta Asyalara gitmeye gerek yok.

Bu da çok besleyen bir şey olsa gerek müzisyeni?

Tabi ki. Ben çok Sufi prodüksiyonu yapmak istedim. Fakat ya Refah Partisi vardı o sırada ya da..Ecevit olduğunda yapılabilirdi taraf olmamak için. Ve hiçbir zaman yapamıyorsunuz çünkü tabu konular. Cesaret edemiyorsunuz.

Hemen ciddi anlamda yapıştırıyorlar işte.

Bırakın yapıştırmayı yaptığınız işte bile eleştiri yiyebilirsiniz. "İlahiye gitar konur mu?" diye çıkan olacaktı.

Hepimizin çok sevdiği "Yandım"ı Medine'de yazdığınızı söylemiştiniz. Herkes bir kadına diye düşünürken aslında belki ilahi bir güce ya da bilmiyorum siz neye yazdınız. Ama öyle bir şey var hakikaten değil mi? O gözle dinlediğim zaman çok farklı hissediyorum.

Var. Ama "Yandım yandım ah ki ne yandım"da var. Orada yazdım. Başka zamanlarda yazdığım şeylerin bir araya getirilişidir. "Bana yenişden şarkılar söyleten kadın" da orada bir satır olarak girmiştir. Ama bir kadın vardır. Yani parça ticari olsun diye "Buraya bir kadın koyayım" dememişimdir. Dolayısıyla röportajın bir tanesinde "Bunu orda yazınım" diye söyleyesim geldi. Şarkılarımı nerede nasıl yazdığımı söylemem ama onun kitabını çıkaracağım. Epey de malzeme topladım. Şarkıları yazarken nerdeydim ne olmuştu...

Hem çok güzel hem de biraz riskli bu çalışma. Şöyle riskli ben mesela çokı severim şarkılarınızı. Ama bşka şeyler düşündürüyor ya. Sizin düşündüğünüz bana iyi gelmeyebilir gibi risk var.

Meraklısı alıp onu okuyacacak. O şarkı bestelenirken çok tuhaf şeyler vardır. Mesela Sarı Laleler'i çalışıyorum bir sene önce yazmışım. Mesela diyelim o sırada Biricik'le tartışma durumum olmuştur. Ben yine de o şarkıyı çalışıyorum. Çok tuhaftır. Yazılan sözlere bkar eşiniz.

İlla ona yazılmıyor da olabilir.

İlla ona değil, ne demiş diye bakar. "Bana söyleyemediği bir şeyi şarkıda mı söylemiş" diye bakar.

Aşk üzerine bir cümlenizi hatırlıyorum: "Hayatım boyunca hiç aşık olmadım diye gururla röportaj veriyorlar hiç anlamıyorum. Böyle salakların olduğu bir ülke olur mu aşkı takmamış bir insan eşekle aynıdır." hakikaten katılıyorum. Neden böyle bir gurur var?

Bilemiyorum. Aşk çünkü çok değişik bir şey. İnsanlar Allah'a aşık oluyor, taşa, çiçeğe, kadına...Evinde taş biriktiren adam var, meczup yani! Aşk diye söylediğimiz şeyde de bazen şöyle yanılmalar oluyor. Yani sevginin abartılan hali. Ama "Aşık oldular, evlendiler, iki ay sonra da ayrıldılar" O daha çok aşkla değil seksle, şehvetle ilgili. Ama aşk devamlı bir hal değil.

Her şarkı için bir aşk(bir kadına değil, genel olarak) gerekiyor mu?

Kesinlikle hayır.

Ama aÅŸkla gelenler herhalde acaip geliyor.

Acaip gelmiyor. Onlar çok basit sözlerle geliyor. Yaptığınız işte mesafe kaydediyorsunuz. Mesela "Bu sabah yağmur var İstanbul'da" diye ne güzel girmişim diyorum. Sonra bir bakıyorum  "Yalnızlar Garı"nda çok derin manalar var. Yani daha filozofça daha güzel şarkı sözü yazayım diye baktığınızda o sofistikelik istenmiyor. Basitlik isteniyor. "Ben basit yapayım" diye de yapamıyorsunuz. O bir anda geliyor. Ondan da geçiniyorsunuz.

 

 

Sitedekiler

Åžuanda 31 konuk Ã§evrimiçi

Tanıtım

"Dünyada cenneti arayanlar, Dubrovnik'i görmeliler..." - G.Bernard Show
Dujoy.com ile Adriyatik'in eşsiz güzellikteki tatil mekanını keşfedin.