Paris’ten sonra Fransa’nın ikinci büyük kenti olan Lyon, modern yapısının içinde barındırdığı tarihi ve doğal güzellikleriyle dikkat çekiyor...
Büyük hayalperest Antoine de Saint-Exupéry’nin şehri Lyon, Fransa’nın iç kesimlerinde olmasına ve az bilinmesine rağmen, Paris ve Nice gibi şehirlerle boy ölçüşebilecek güzellikte... Kuruluşu MÖ 1. yüzyıla dayanan kent, Fransa tarihinin hemen her döneminde önem verilen ticaret merkezlerinden olduğundan, mimari açıdan da göz kamaştırıyor. Rhône ve Saône nehirlerinin süslediği Lyon, nispeten sade bir seyahat için Avrupa’nın ideal şehirlerinden...
ORTAÇAĞDAN RÖNESANS’A
Lyon, dokuz bölüme ayrılır; ancak kaba bir yorumla Rhône’un sol tarafının (Saône çevresi) turistik; sağ tarafınınsa ticari olduğunu söyleyebiliriz. Avrupa’nın birçok şehrinde olduğu gibi burada da ‘Eski Lyon’ denilen ve turistik açıdan daha cazip bir bölge bulunuyor. Fransız yazar François Rabelais’nin, Gargantua’yı yazarken yaşadığı, ortaçağda bir ticaret merkezi ve pazar olarak kullanılan Eski Lyon... Burası, St. Jean Sarayı ve 15. yüzyıldan kalma dünyaca meşhur St. Jean Katedrali ile şehre gelen birinin öncelikli olarak gezmesi gereken bir bölge. Katedral, bir benzeri de Prag’da olan dönem katedrallerine özgü olarak Avrupa’nın en güzel astronomik saatlerinden birine sahip. Ortaçağ ve Rönesans mimarisi örneği evleri, 19. yüzyılda restore edilen St. George Kilisesi ile insanı zamanda yolculuğa çıkaran Eski Lyon’a, eğer vaktiniz varsa tam gün ayırın. Burada bir parantez açmakta yarar var: II. Dünya Savaşı sonrasında Fransa hükümeti, bölgeyi yapılandırmaya ve istimlak etmeye karar verince, başta André Malraux olmak üzere birçok yazar ve şair devreye girerek, öncelikle tarihi yapının korunması yolunda önlemler alınmasını sağlar. Bu sayede de mimari doku, en azından belirli bölgelerde bozulmadan korunmuş olur. Eski Lyon’un kuzeyinde yer alan Arkeoloji Parkı, en eskisi 4. yüzyıla dayanan eserleriyle, bu kararın ne kadar haklı olduğunun başlı başına ispatı...
‘NEREDEYSE ADA’...
Eski Lyon, Fourvière Tepesi’nin eteğinde yer alır. Fourvière bölgesi, Gal ve Romen yapı örnekleriyle ilgilenenler için ilginç olabileceği gibi, Notre-Dame de Fourvière Bazilikası’yla da görülmeye değer.
Önerim, eğer üşenmiyorsanız ‘Eski Şehir’i gündüz dolaşıp, akşamüstüne doğru tepeyi tırmanmanız ve günbatımını buradan izlemenizdir. “Yorulurum, tırmanamam” derseniz, tepeye çıkmak için raylı ulaşım araçlarından yararlanabilirsiniz. Şehirdeki bir diğer güzel manzaralı tepe ise, restoran ve barlarla dolu olan Croix-Rousse... Tepenin, Paris’in meşhur Montmartre’ına benzetebileceğimiz kısmı; sokak ressamları, 19. yüzyıldan kalma evleri, barok mimari örneği Saint-Bruno des Chartreux Kilisesi ve canlılığı ile şehrin insanı kendine çeken yerlerindendir. Croix-Rousse, ilk kurulduğu dönemlerde ipek üretimi ve işlenmesiyle meşhur olduğundan, bugün hâlâ ipek satılan dükkânlara rastlamak mümkün. Tüm bunların yanı sıra; mimari olarak pek cazip olmayan, ama ilk Lyonlu inananlar (‘177’nin şehitleri’ denir) burada kurban edildiklerinden, Hıristiyanlar için önemli olan bir amfiteatr da var Croix-Rousse’da.
Croix-Rousse Tepesi’nin hemen eteğinde iki nehir, Saône ve Rhône, doğa dokusunu değiştirerek Presqu’île adı verilen bir yarımada oluşturur. Burayı, “Nehirler biraz daha zorlasa ada olacakmış, ama şimdilik karaya bağlı” diye özetleyebilirim. Zaten Presqu’île de, Türkçe’de ‘neredeyse ada’ anlamına geliyor. Burada, ortaçağa özgü dar sokaklardan Roma mimarisine, Napolyon stili yapılardan Rönesans örneklerine kadar hemen her şeye rastlamak mümkün. Ama çevredeki yapıların belki de en önemlileri, 1803 yılında müze olan St. Pierre Manastırı, gotik tarzda 15. yüzyılda yapılan St. Nizier ve St. Bonaventure kiliseleri... Presqu’île’in pırlantası ise, 12. yüzyılda inşa edilen ve ortaçağın mimari özelliklerini yansıtan St. Martin d’Ainay Bazilikası.
Yeni mimari örneklerini de görmek isterseniz, gitmeniz gereken yerler, Gerland veya Villurbaine. Bu bölgeler, ilginç modern mimari örneklerine rastlayabileceğiniz, başta Tony Garnier olmak üzere tematik müzeleri (şehir müzesi, endüstri müzesi vb) gezebileceğiniz ve mimari dokuyla neredeyse tamamen çelişen Lyon Camii’ni görebileceğiniz kısmı Lyon’un. Gerland bölgesi, genel itibariyle 1910-1930 arası bugünkü yapısını kazanmış bir bölge. Villaları, Dikiş Okulu, Vaudrey Telefon Santralı ve Tony Garnier binası, sanayi devrimi ve getirilerini gözlemlemek isteyenler için...
YÖRESEL TATLAR ‘BOUCHON’LARDA
Avrupa’nın en ilginç müzelerinden biri de Lyon’da: ‘Otomat Müzesi’ (Musée des Automates). Rhône’un sağ kıyısında yer alan bu müze, olağanüstü güzellikteki plastik sanat örneklerine, resimlere ve kuklalara ev sahipliği yapıyor. Tiyatro oyunlarından sahneleri canlandıran kuklalar,
Paul Cézanne’dan Edgar Degas’ya resimler ve 18. yüzyıldan kalma porselen bebekler, gidenleri kesinlikle hayal kırıklığına uğratmayacak. Lyon’u gece dolaşacaklar ise, ‘Şehir Kitaplığı’ (La bibliothèque de la cité) adı verilen binaya mutlaka göz atmalı. Dış cephesi Lyon ve çevresinde yaşamış ünlü tiyatrocu, yazar ve ressamların resimleriyle kaplı olan bina, gece ışıklandırmasıyla muhteşem bir görünüm sergiliyor.
Bütün bu aktiviteleri gerçekleştirirken, karnınız da acıkacak elbette... Lyon mutfağının, Fransa’nın en güzel mutfaklarından olduğu rivayet edilir. Rivayet edilir diyorum; çünkü özellikle 16. yüzyılda Rhône Nehri çevresinde yetişen tarım ürünlerinin ve bölge hayvancılığının kalitesi nedeniyle yere göğe sığdırılamazmış bu mutfak. Ancak tahmin edebileceğiniz üzere endüstrinin gelişmesiyle beraber körelen hayvancılık ve tarım nedeniyle yediğiniz etin ya da sebzenin gerçekten bu bölgeden olup olmadığını bilmeniz mümkün değil. Yine de en ufak restoranda bile itinayla pişirilmiş yemeklerle karşılaşacaksınız Lyon’da. Özellikle Eski Lyon’daki ‘bouchon’ adı verilen restoranlar, yöresel yemekleri tatmak isteyenler için ideal. Adı ‘de Canut’ (Canut bir zamanlar şehirde yaşayan ipek dokumacılarının adıdır) diye biten lezzetler, yöre yemekleri; adında ‘Mère ...’ yer alan restoranların çoğu ise, kökleri 20. yüzyıla kadar giden ve aile tarifleriyle yemeklerin pişirildiği restoranlardır.
Fransa’nın ikinci büyük şehri olan, ancak ne yazık ki Paris kadar ön plana çıkmamış olan Lyon’u keşfetmenin ve yaşamanın zamanı geldi artık...

| < Önceki | Sonraki > |
|---|




